• BIST 2.554,08
  • Altın 991.359
  • Dolar 16.8836
  • Euro 17.8211
  • İzmir 28 °C

Cengiz Savaş Yazıyor

Cengiz Savaş Yazıyor
Yıl 1994. Afrika’nın ortasında, göllerinin çokluğu nedeniyle kısmen durumu daha iyi bir ülkeydi Ruanda. Bol sebze ve meyve çeşitleri vardı. Belçika’nın sömürgesinden kurtulmuş, kendi cumhuriyetini kurmuştu. Ancak değiştiremedikleri, atamadıkla

FRANSA PARLEMENTOSUNUN    ERMENİ SOYKIRIMINI İNKAR EDENİ CEZALANDIRMA YASASINA İTHAFEN YAZILMIŞTIR.                                                

RUANDA

Yıl 1994. Afrika’nın ortasında, göllerinin çokluğu nedeniyle kısmen durumu daha iyi bir ülkeydi Ruanda. Bol sebze ve meyve çeşitleri vardı. Belçika’nın sömürgesinden kurtulmuş, kendi cumhuriyetini kurmuştu. Ancak değiştiremedikleri, atamadıkları bir damgaları vardı: Tutsiler ve Hutular. Bu yazıyı yazmamın nedeni bu insanlara en aşağılık şeyleri yaşatan ülkelerin bir de bu yüzlerini biraz tanıtmaktır. Kendilerini bize “soykırım” iddiaları ile suçlarken görüyoruz. İnsan hakları savunucuları; Fransa, Belçika…

Afrika’nın sınırları cetvelle çizilmiştir. Ruanda haritada onlardan hemen ayrılır çünkü Berlin Konferansı’ndan kalmamıştır sınırları. O dönemde onlar, uzun yıllardır aralarında nifak tohumları olmadan beraber yaşayabilen, aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan bir halktır. Krallık ile yönetilirler ve herkes halinden çok memnundur. Daha sonra önce Almanya göz diker Ruanda’ya. Çiftçileri Hutu, hayvancılıkla uğraşanları ise Tutsi diye ayırır. Hutular daha kısa boylu ve kemikli burunlu, Tutsiler ise daha uzun boyludur. Tutsiler’in daha üstün bir ırk olduğuna inandırmaya uğraşırlar, bu sırada Katolik Kilisesi de destekler Almanya’yı. Dinsel mitlere dayanır, “Tutsiler daha kutsal bir ırktır.” der. Daha sonra Belçika gelir sömürmek için. Tutsiler hayvancılıkla uğraştıkları için daha zengin olmuşlardır. Devlet kademesinde daha iyi yerlere gelirler, daha iyi eğitim alırlar. Hutular ise sadece izlemekle yetinirler. Daha sonra Belçika dönüm noktası olacak bir hareket yapar; halka “Tutsi” ve “Hutu” diye ayrılmış nüfus belgelerini dağıtır. Bu olaylardan sonra devlet sömürgeyi reddeder ve Ruanda Cumhuriyeti’ni kurar. Sömürgesi elinden giden Belçika saf değiştirir ve Hutular’ın beyinlerine ezildiklerini sokmaya başlar. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Hutular devleti ele geçirir ve Tutsiler’den intikam almaya başlarlar. Yavaş yavaş Tutsiler’in hakları ellerinden alınır. Bir süre sonra okullara kota koyulur, belli sayıda Tutsi kabul edilir. Hatta sınıflara girerken belge kontrolü yapılır. Bir süre sonra Tutsiler artık “karaböcek” olmuştur. Kendilerinden hiçbir farkları bulunmayan insanları damgalamışlardır artık: Karaböcek. Karaböcekleri öldürmek ceza sayılmaz bir süre sonra. Yasalar değişir. Bütün bunlar olurken büyük bir kısım Tutsi kaçmayı seçer. Kendi topraklarını bırakır ve başka ülkelere kaçarlar. Bir zaman sonra ise ülkelerine geri dönmek isterler, olayların önlenmesini isterler. Dönemin ılımlı devlet başkanı ile görüşmelere başlarlar. Bu görüşmelere kızan Hutu milisleri ise başkanın uçağını düşürerek tüm köprüleri yakarlar. Bundan sonra radyolardan mesajlar yağmaya başlar. Artık açık açık “Tutsiler’i öldürmelisiniz.” demektedirler. “ Uzun ağaçları budayın, kesin onları.”. Birçok kişi işe gider gibi sabah 8 ile akşam 17 saatleri arasında palalarla avlanıp(!), akşam evlerine dönerler.

Hutular silah bulmakta fazla zorlanmazlar çünkü arkaları güçlüdür: Fransa ve Belçika. Fransa her türlü silah yardımını ücretsiz yapar, milislerin eğitimini üstlenir ve para yardımı yapar. Para yardımlarıyla Çin’den palalar ithal edilir. Hutular silahlandırılıp sokağa salınır. Palalarla katliam başlar. Çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden katledilirler. Kendi komşularını, arkadaşlarını, kuzenlerini ve hatta eşlerini öldürürler gözü dönmüşler. Hutular ile Tutsiler iç içe geçmişlerdir oysa, asırlardır beraber yaşamışlardır. Sokaklarda insanlar öldürülüp bırakılır. Yerler ceset doludur. Evlere baskınlar düzenlenir, kimsenin kaçmaması sağlanır. Bu sırada BM güçleri sadece kendi vatandaşlarını sınır dışına çıkarmakla uğraşmaktadır. Kiliselere, okullara, otellere, bulabildikleri her yere sığınmış halkı arkalarında bırakarak…  Tutsi belgesi olan herkesi öldürmektir amaç. Bu amaç uğruna 3 ayda 2 milyon insan öldürülür!!

Akıl almaz bir gözü dönmüşlük hakimdir sokaklarda. Kadınlara önce tecavüz ediliyor, daha sonra herkes gibi öldürülüyorlardır. Ancak bu durumda ölüm bile bazen kurtarıcıdır. Bir görgü tanığının anlattıkları tüyler ürperticidir çünkü. Annesine tecavüz etmişlerdir önce, sonra her yerini şişlemişlerdir, iki kardeşinin boğazını kesmişler, kocasını ve iki teyzesini öldürmüşler, hamile olan bir teyzesinin ise karnını yarmışlardır. Ve en acımasızı bütün bunları izletmiş, “Tutsiler ölürken nasıl görünüyor?” diye sorup tecavüz etmişlerdir. Bunları yazmak bile bu kadar zorken yaşamak nasıl bir şeydir?

Sonunda Ruanda Yurtsever Cemiyeti karşı saldırıya başlar. Başarılı olduklarını gören Fransa ise ülkenin kuzey kısmını işgal edip kuzeye kaçan yandaş soykırımcıları kaçırır ülkeden. Şu anda siz bu satırları okurken hala önemli savaş suçluları Fransa’da yaşamaktadır. Barış sağlanır ancak çok sancılı bir başka süreç daha yaşayacaktır Ruandalılar. Birkaç yıl sonra Amerika, BM ve Belçika özür diler ve ziyaretler yapılır Ruanda’ya. Yeni hükümet Tutsi, Hutu diye bir ayrım yapmaz, herkese “Ruandalı” der yalnızca. Olması gerektiği gibi…

Hapishaneleri dolu şu günlerde Ruanda’nın ancak mahkûmları besleyecek gücü yok. İşte bu yüzden kademeli olarak 60000 mahkûm tahliye ediliyor. Mahkûmlar önce 1 aylık bir psikolojik destek kampına alınıyor ve daha sonra 7 üyesi de halktan oluşan bir jürinin karşısına çıkarılıyor. “Halk Mahkemesi” diyorlar buna. Mağdurlar geliyor ve sanıkların suçlarından bahsediliyor. Eğer uygun bulunursa sanık cezasını ya devlet için çalışarak ya da sağ kalabilmiş mağdurun isteği üzerine mağdur için çalışarak tamamlıyor. Yani evine, sokağına geri dönüyor. Cezanın en ağırını ise bu noktadan sonra annesinin, babasının, kardeşinin, çocuğunun katili ile yan yana yaşamak zorunda kalan insanlar çekiyor. En acısıdır herhalde bu suçların savunmasını “Öyle denildiği için yaptım.” diyebilen insanlarla beraber yaşamak…

Şimdilerde Ruanda’nın halkı beraber, Ruandalılar beraber. Bitkinler, ortalama yaşam süresi 47 yıla düşmüş. Bunun en büyük sebebi yoksulluk, cesetlerin neden olduğu salgın hastalılar ve tabii ki AIDS. Tecavüzler sırasında yayılan hastalık, tecavüze uğrayan insanların daha sonra evlenip çocuk sahibi olmasıyla, çok kritik boyutlara ulaşmış.

Şimdi bu insanlar en azından Fransa’dan bir özür bekliyorlar. Diğer ülkeler gibi. Biliyorlar bu özürler ölen yakınlarını geri getirmeyecek, sadece yakınlarını değil tabi. Katliamlarda sokaklardaki cesetleri yiyerek hantallaşan köpekler yeni hükümetin gelmesi ile ilk iş olarak öldürülmüştü. Cesetler toplu olarak yakıldıktan sonra. Şimdi Ruanda sokaklarında köpek göremezsiniz…

Kaynak: “Hotel Rwanda” ve TRT 1’de yayınlanan “Kırılma Noktası” isimli belgesel’den alınmıştır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 557 8894