• BIST 2.372,35
  • Altın 942.117
  • Dolar 15.8689
  • Euro 16.7587
  • İzmir 27 °C

Ağır Makale...

Ağır Makale...
Hasan Eser / Yeni Vizyon Gazetesi / Ege Haberleri / Aliağa Haber / Foça HaberAliağa / Dikili Haber / Bergama Haber / Karşıyaka Haber/ Menemen Haber /
AĞIR MAKALE
 
Hasan Eser / Yeni Vizyon Gazetesi 
 
Geçenlerde ünlü bir ismin ulusal bir gazeteye verdiği mülakatta, “Sevgilim başkasıyla yatabilir bunu aldatma saymam” şeklinde ifadeler kullanması, belki de sözün bittiği yerdi.
 
Farkında mısınız, “Toplum olarak nereye gidiyoruz?” sualini kendi kendimize sürekli soruyor, ama neden sonuç ilişkisini yeterince irdelemiyoruz.
 
Her ne sebeptense, “Böyle gelmiş, böyle gider” diyerek, sorgusuz sualsiz bir kabullenme psikolojisi içindeyiz.
 
Öte yandan batılılaşmanın ancak Türk kültür ve değerlerine uygun ölçüde uygulandığı takdirde faydalı olabileceği yönündeki gerçeği kabullenmekten imtina gösteriyoruz.
 
Sözde batılılaşalım derken, ne yazık ki toplumsal değerlerimizi de her geçen gün biraz daha yitiriyoruz. Hatta trajikomik durumlara düştüğümüz zamanlar bile oluyor.
 
Aslında, “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” sözü, son dönemde toplumsal olarak yaşadığımız bazı olumsuzlukların tezahürünü özetliyor gibi sanki (!)
 
Kültür erozyonuna uğrayan değerlerimiz göz göre göre yok oluyor.
 
Reyting uğruna televizyon ekranlarına taşınan, ahlak yoksunu ve  batı yaşam biçimini kopya eden diziler ve saçma sapan evlilik programları da bir önceki satırda bahsettiğim erozyon ateşini körükleyen etkenler arasında...
 
Bu noktada toplum ahlakını tehdit eden dizi ve yayınlar bir kenara dursun! Yatak odalarında yaşadıklarını,  internet üzerinden dünyaya canlı yayınlayan çiftler bile var ülkemizde.
 
Her türlü marjinal ilişkiye açık olduğunu belirterek, sapık ilişki arayışında olduğunu ilan eden,  kişilik bozukluğu teşhisli hastalıklı beyinler, saf ve masum kalmış bir avuç insanımızla iletişim sağlamak amacıyla kullandıkları sosyal medyayı mesken tutmuş durumda…
 
Öyle ki kendisini kırbaçlattırmak isteyenden tutunda,  eşini bir başkasıyla paylaşmak istediğini anons edene varıncaya kadar sayısız hastalıklı beyin kol geziyor sosyal medyada…
 
Sonra gün geçmiyor ki; eşler arasında ihanet,  kıskançlık ve cinsel istismarlardan kaynaklanan ve genelde vahşetle noktalanan yaşanmışlıkları konu alan haberleri okumayalım gazetelerde.
 
Ee olacağı buydu, algı yöneticileri tarafından yıllardır renkli magazin programlarıyla Televole kültürünü yerleştiriliyor toplum belleğine…
 
Yakında tabusal ve kamusal olarak suç olan ensest (aile içi fuhuş; yasakevi ) ilişkilerinin de konu alacağından endişe ettiğim Tv dizi denemelerinin, her akşam ‘prime time’ saatlerinde evlerimize konuk olmaya devam ediyor olması da durumun vahametini arttırıyor.
 
Birileri halen farkında değil. Ülkemizde yaşayan toplumun bir kesimi belli bir amaca hizmet etmek adına servis edilen sabun köpüğü niteliğinde ki algı yumağı dizilerin etkisi altında kalıyor.
 
Bir düşünsenize,  Türkiye, Kurtlar Vadisi dizisindeki ‘Memati’ karakteri öldüğünde lokma döktüren, halı sahalarda saygı duruşunda bulunan, camilerde gıyabında cenaze namazı kılan ve gazetelere taziye ilanı veren insanların da yaşadığı bir ülke…
 
Ayrıca,  konusu karmaşık ilişkiler üzerine kurulan Aşk-ı Memnu dizisine gönderme yapmak üzere; Bir stadyum tribününden, “Fatmagül'ün suçu yok biz onu Bihter sandık” diye tezahürat yaparak, hasarlı beyinler üzerinde tecavüzü bile normalleştiren bir toplumuz biz.
 
Bilhassa son dönemde minik öğrencilerimize cinsel istismarda bulunan şerefsizlere, gencecik kızlarımıza tecavüz eden alçaklara ve insanların namuslarını kirlettikleri yetmiyormuş gibi üzerine bir de onları hunharca katledenlerin faturasını tamamen televizyon programlarına çıkaramayız elbet.
 
Kaldı ki bu satırlarda nacizane olarak kaleme aldığımız bu tespitler, söz konusu olumsuzlukları tetikleyen etkenlerden sadece biri olsa gerek…  (başka nedenler için ise alanında uzman doktorların ne dediğine kulak vermemiz gerektiğine inanıyorum)
 
Geçenlerde gazeteci ağabeylerimden sevgili Yusuf İnan ile benzer bir konuda yaptığımız sohbette bana, “Hasan kardeşim Türkiye’nin sorunu tamamen psikolojik” diyerek,  ne güzel özetledi aslında ülkemizde yaşanan bazı olumsuzlukları.
 
Sahi neler oluyor,  benim güzel ülkem de?
 
Mesela kamuya mal olan isimler, toplumu ne yönde etkiliyor?
 
Ortada sanatçıyım diye geçinenler, cinsel içerikli ve mahrem espriler yapmayı mizah mı zannediyor?
 
İnsan sormadan edemiyor. Allah aşkına, yok mu bu ülkede belden aşağıya ifadeler kullanmadan, küfür etmeden insanları güldürmenin bir başka yolu?
 
TBMM kürsülerinden birbirine hakaretler yağdırmayı siyaset zanneden politikacılara ne demeliyiz acaba?
 
Ya da toplumun bir kesimini, diğer bir kesime karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmeye çalışan sözde gazetecilere…
 
Hadi diyelim ki; gazetecilerin gerekçesi demokratik bir ülkede yaşıyor olmanın dayanılmaz hafifliği,  fikir özgürlüğü…
 
Peki ya özellikle son dönemde tek hücreli omurgasızlar misali durmadan üreyen internetteki klavye trollerine kim dur diyecek?
 
Sahte sosyal medya hesapları üzerinden önemli isimlere karşı karalama kampanyası yürütmek, iftiralar dizelemek zorbalık değil de nedir?
 
İncir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden trafikte cinayet işleyenlerin,  mekân ayırt etmeksizin tartışmayı, kavga etmeyi hayat biçimi haline getirenlerin,  Vandalizm’i özgürlük zannedenlerin, futbol taraftarlığını holiganizme dönüştürenlerin, siyasi duygulardan hareketle ülkemizin Cumhurbaşkanına, Başbakanına bile alenen hakaret edenlerin,  tecavüz olaylarını meşrulaştırmaya çalışan bazı insanların, kişisel ve örgütsel ikbal uğruna şantaj başta olmak üzere her türlü ahlaksızlığı,  ‘hedefe giden yolda her şey mubahtır’ anlayışıyla sergileyenlerin yaşadığı bir ülkede yaşamak bazen zul gelmiyor mu size de?
 
Sözün özü: Ülkemiz, başta televizyon ekranlarıyla olmak üzere;   yazılı, görsel ve sosyal medya eliyle 'Kültürel asimilasyon’un farklı bir versiyonunu yaşıyor.
 
Televole kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla yapılan subliminal atraksiyonlar ile toplum, Anadolu kültüründen koparılıp sekülerleştirilmeye çalışılıyor.
 
Ancak tüm bu olanlara rağmen toplumun bir kesimi yaşananlar karşısında umursamazlığını koruyarak, her şeye at gözlüğü ile bakmaya ısrarla devam ederken, bir başka kesim de 'Ahh ah nerede o eski zamanlar' demekle yetiniyor.
 
Günün sözü: Sonunda 'eyvah' diyeceğin şeylere, başında 'eyvallah' deme, Pişman ol fakat pişman ölme! (Necip Fazıl)    
 
e-posta:  [email protected]   
 
İzmir Haberleri / Manisa Haberleri / Aydın Haberleri / Denizli Haberleri / Kütahya Haberleri / Afyonkarahisar Haberleri / Uşak Haberleri / Muğla Haberleri / Ege Haberleri
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 557 8894